Ekonomi

Alman DZ Bank raporu: Türk Lirası’ndaki değerinde kaybının nedeni siyasi

Güney Afrika para birimi Rand ile Türk lirası uzun yıllar paralel başkalaşım gösterdi ve gelişmekte olan ülkeler için baz alındı. 2016 Eylül’ünden bu yanlamasına ise yolları ayrıldı. TL yüzde 60 layık kaybetti ve nedeni siyasi.

Alman DZ Bank raporu: Türk Lirası'ndaki değer kaybının nedeni siyasi

Define ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın eylül sonunda açıkladığı üç takvim hesaplı plana, öncesinde Merkez Bankası’ndaki faiz artırımına ve hafta başı açıklanan ve beklentinin aşağıda kalan enflasyona rağmen Türk Lirası’ndaki bedel kaybı sürüyor. Son haftalarda Almanya’da Türkiye ekonomisine karşın analizlerde Patent Albayrak’ın hâlâ “Erdoğan’ın damadı ve Maliye Bakanı” diye anılması, Türkiye Maliye Bakanı’nın izlediği politikayla milletlerarası piyasalarda güven sağlayamadığına yoruluyor.

DW Türkçe’den Elmas Topçu’nun haberine tarafından, Türk Lirası’ndaki değer kaybı, Alman DZ Bank’ın milletlerarası döviz piyasalarına ilişkin bir araştırmasında da ayrıntılı biçimde büyütücü altına alınıyor. Araştırmayı hazırlayan tahlilci Sören Hettler, liradaki layık kaybını, 2006’dan bu yandan paralel başkalaşım sergileyen Güney Afrika para birimi rand ile karşılaştırarak inceliyor. Hettler, 2006’dan bu yana lira ile rand arasındaki korelasyonu, her iki para biriminin siyasi ve idareli gelişmelerden etkilenişlerini ve kaydettikleri layık kaybını nedenleriyle ortaya koyuyor ve yakın zamana dair beklentiler konusunda öngörülerde bulunuyor.

Tahlilci Hettler, Türk Lirası ile Güney Afrika Randı’nın 2006-2016 arasında paralel bir ilerleyiş gösterdiğini ve gelişmekte olan ülkelerin para birimleri için de esas alındığını, 2016 sonundan itibaren ise iki para biriminin yollarının ayrıldığını belirtiyor. Hettler’in hazırladığı DZ Bank araştırmasına tarafından, Güney Afrika Randı son dört senede dolar karşısında takriben yüzde 20 gibi büyük değerinde kaybına uğradı fakat Türk Lirası daha da negatif bir gelişme göstererek benzer vakit diliminde yaklaşık yüzde 60 değer kaybetti.

DW Türkçe’ye konuşan Hettler, bu gelişmenin nedeninin siyasi olduğunu söylüyor ve merkezinde de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yer aldığını belirtiyor.

“ERDOĞAN KIRMIZI ÇİZGİYİ AŞTI”

Hettler, liranın değer kaybına iki manâlı faktörün yol açtığı görüşünde. Bunlardan ilkinin “Erdoğan’ın Türkiye’yi 2016 sonundan itibaren otoriter bir ülkeye çevirmesi” olduğunu söylüyor. Merkez Bankası’nın bu politikadan payını aldığını, kurumun çoğalan fiyat baskısı ve liranın zayıflamasına karşın, siyasi iktidarın istemediği faiz artırımına gitmekte devamlı çekimser davrandığına işaret ediyor ve bu durumun milletlerarası yatırımcıların güvenini sarstığını kaydediyor.

İlaveten dış politikada Erdoğan’ın son yıllarda güven kaybına yol açan bir çizgi izlediği görüşünü savunuyor. DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Hettler, kısa süre öncesine kadar NATO’nun, Avrupa Birliği’nin (AB) ve ABD’nin Türkiye’yi güvenilir bir partner olarak gördüğünü, bugün bakıldığında ise bundan eser kalmadığını savunuyor. Erdoğan’ın yok olan güveni tesis etmek yerine devamlı çatışma içine girdiğini, dikkatleri hesaplı sorunlardan diğer tarafa çekmek ve yerini yükseltmek için de dışarda gerilimi tırmandırdığını düşünüyor. Araştırmasında, Erdoğan’ın otoriter liderlerle yakınlaştığını da rapor eden Hettler, askeri çatışmayı bile göze alarak Libya ya da Suriye’de gelişmelere müdahil olmaktan çekinmediğini, AB ile ilişkilerde Doğu Akdeniz yüzünden, Azerbaycan-Ermenistan krizinde de Dağlık Karabağ yüzünden sergilediği tutumun çatışmacı dış çizgisine misal gösterilebileceğini bildiriyor.

Analist Hettler, “Uluslararası yatırımcıların kararlarını bir ülkedeki demokrasinin ya da basın özgürlüğünün durumuna ast almadığı bilinir oysa Türkiye Merkez Bankası’nın egemen hareket etmesini engellemesiyle Erdoğan kırmızı çizgiyi aştı” diye rapor ediyor.

GÜNEY AFRİKA’DA MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZ

DZ Bank’ın araştırması, 14 takvim bir vakit dilimini inceliyor. Araştırmada, Güney Afrika yönetiminin son yıllarda bir istikrar abidesi olmasa da demokrasiye, basın özgürlüğü ve hak bağımsızlığına sahip olduğu oysa hepsinin ötesinde Merkez Bankası’nın bağımsızlığı vurgulanıyor. Ülkede 2009-2018 arasında Devlet Başkanlığı yapan Jacob Zuma döneminde gelişen yolsuzluğun etkilerinin bugün hâlâ sürdüğü ama Merkez Bankası’nın bağımsızlığı noktasında Türkiye’den daha olumlu değerlendirildiği belirtiliyor. Güney Afrika Merkez Bankası’nın fiyat istikrarına ağırlık veren bir para politikası izlemesi ve program metni arz eden artı hakiki faiz uygulaması misal verilerek, “Türkiye’nin bütün tersi” diye not düşülüyor.

Rand ve liranın gelişmekte olan ülkeler için o dönem başlıca alınmasında belirleyici olan faktörün ise her iki endüstri ülkesinin benzer büyüklükte genç nüfusa sahip olması ve tekrar iki ülkenin yüksek büyüme potansiyeli bulunması. Ancak bu faktörlerin ötesinde her iki ülkenin genel çerçeveden bakıldığında, gelişmekte olan ülke sayılmalarına rağmen siyasi bağımsızlığa sahip kurumları bulunan işleyen demokrasiler olarak görülmelerinin tercihte belirleyici olduğu bildiriliyor.

TL’DEKİ DEĞER KAYBINDA KORONA NE DEK ETKİLİ?

Araştırmada, korona pandemisinin keza Türkiye keza de Güney Afrika Cumhuriyeti’ni olumsuz etkilediği belirtiliyor ancak para birimlerindeki değerinde kaybında vurucu faktörün pandemi olmadığı aktarılıyor. “Nitekim yaklaşık 58 milyon nüfusa sahip Güney Afrika’da 700 bin tespit edilmiş vaka varken ve ülke dünyada virüsten maksimum etkilenenler aralarında yer alırken, para birimi rand öteki birimlerle karşılaştırıldığında fazla da kötü bir tablo sergilemiyor” deniyor.

Araştırmayı yürüten analist Sören Hettler, Türkiye’ye bakıldığındaysa 80 milyon nüfuslu ülkedeki olgu sayısının Güney Afrika’dakinin yarısından daha eksik olmasına karşın liranın pandemideki değerinde kaybının yaklaşık beşte bire ulaştığına dikkat çekiyor.

Hettler’e kadar gayri safi yurtiçi hasıla da iki para biriminin ilerleyişinde can müşteri etken olmadı. “Olsaydı Türkiye’de 2016 ortasından bu yanlamasına GSYH yaklaşık yüzde 3 iken ve Afrika’da GSYH azıcık düşüş bile sergilemişken, büyük bedel kaybı yaşaması gereken para birimi rand olmalıydı” diyor.

Milletlerarası analist Hettler’e tarafından, lira ve randdaki değer değişiminde belli başlı belirleyici olan siyasi kararlılık ve güven ile merkez bankalarının bağımsızlığı ve hak ettiği kabulü görmesi. Yıllardan Beri Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istikrar ve büyümenin garantisi olarak görüldüğünü tekrarlayan Hettler, 2016 ortasından bu yanlamasına Erdoğan’ın basın özgürlüğünü kısıtladığını, muhaliflerini zorlama altına aldığını, muhalif politikacıları ve gazetecileri yargının da yardımıyla sindirdiğini ve ülkeyi otoriter bir devlete dönüştürdüğünü açıklama ediyor. İlaveten Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün Yolsuzluk Sezgi Endeksi’nden de görüleceği üzere Türkiye’nin 2015-2019 döneminde çabucak güven kaybı yaşadığını da vurguluyor.

Ona kadar, Erdoğan’ın Merkez Bankası’na müdahalesi olmasaydı uluslararası yatırımcılar ülkedeki öteki olumsuz gelişmelere bir nebze de olsa göz yumabilirdi. 2018 yılındaki krizde faizleri yükselten dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın bir sene sonradan koltuğundan olduğuna da göze çarpan eden Hettler, onun yerine atanan eski başkan vekili Murat Uysal’ın döneminde on aydaki faiz oranının yüzde 24’ten yüzde 8’e gerilemesinin de yatırımcılardaki endişeyi artırdığını kaydediyor.

ALBAYRAK’IN AÇIKLADIĞI TAHMİNLER GERÇEKÇİ Mİ?

Analist Hettler, Hazine ve Maliye Bakanı Patent Albayrak’ın açıkladığı yeni artış ve enflasyon tahminlerini de çok iyimser buluyor. Keza Hettler’e göre, idareli artış ile enflasyon zaten liradaki düşüşü durduracak güçte değil; bunun için Erdoğan’ın izleyeceği daha ılımlı bir dış politikanın da destekleyeceği, Merkez Bankası fazla faiz kararı lüzum.

Ancak Erdoğan’ın faizin artırılmasına sıcak bakmadığı, hatta geçen yıllarda milletlerarası bir faiz lobisinden söz ederek, Türkiye’ye diz çöktürmek istendiğini defalarca dile getirdiği biliniyor. Gercekten Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen bir faiz lobisi mi var? Bilirkişi Sören Hettler bu soruya cevap olarak, Türkiye’nin en kayda değer sorununun son yıllarda sık sık başvurduğu kısa vadeli borç alımı olduğu görüşünü dile getiriyor. Hettler’e kadar yabancı yatırımcılar ülkelerin içinde bulunduğu riske kadar faizi yüksek tutabiliyor ve Erdoğan ile tanıdık olmayan yatırımcıların Türkiye’deki mevcut riskleri öbür değerlendirdiği de aşina bir gerçek. Fakat Hettler, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik darboğazdan ve Türk Lirası’ndaki layık kaybından büyük ölçüde Erdoğan’ın sorumlu olduğunu söylüyor.

KRİZDEN NASIL ÇIKILABİLİR?

Araştırmacı Hettler, içinde bulunulan güç durumdan çıkış için ilk kez Merkez Bankası’nın faiz artırımına giderek egemen olduğunu gösteren bir sinyal vermesi gerektiğini savunuyor. İlaveten hükümetin de Merkez Bankası’nın bağımsız olduğunu açık ve net biçimde dile getirmesinin ve buna saygı gösterdiğini ortaya koymasının koşul olduğunu kaydediyor. Hettler, işbirliklerine dayalı bir dış politika izlenmesi ile kısa vadeli dış borçlanmadan vazgeçilmesini de öteki atılması gereken adımlar aralarında sayıyor. DZ Bank’ın raporunu hazırlayan Hettler’e göre, keza Ankara’nın kısa vadeli yabancı krediler yerine uzun vadeli güvenilir bir borçlanma politikası izlemesi ve kısa vadeli canlandırma denemeleri yerine de sürdürülebilir çoğalma eksenli bir yatırım politikası uygulaması zorunlu. Bilirkişi, Türkiye’nin oysa o şekilde idareli darboğazdan çıkabileceğini ve liranın güven kazanabileceğini kaydediyor.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu