Kültür-Sanat

Hemen inadına var olmalıyız!

Şimdi inadına var olmalıyız!

Kımız Bozkır

Niye bu dek güvenle ortalık topluyoruz ve yapılanları “hatalı üretilmiş”, “yanlışlıkla olmuş” sanarak birbirimizi yıpratan çözümler arıyoruz ve çırpındıkça batıyoruz bilemedik…

Aidat ötelenecek denmiş, oldu sanmışız borçlar ertelenmemiş. Krediler önerilmiş (giderken kredi bize satılan bir şeydir) herkese dağıtılacak gibi davranmışız. Amatörler dışlanmış, bayağı görmüşüz. Amatörlerin ödenekleri ticari tiyatrolara eklenirken alışılagelmiş görmüşüz. İki farklı yönetmelik yayımlanarak birisi amatörleri dışlamış, birisi de özel tiyatrolara (ki kimse tiyatro yerine getirmek için şirket edinmek ve kayıt edilmek zorunda yok) “şirket olma” ve kayıt dayatmış” beğeni tutmuşuz, ödenti indirimi…

veya ödenti almama taahhüt edilmemiş hatta ötelenmemiş bile, yardım dosyaları teslim edilirken, meydana çıkan seslere kulak tıkamışız, zaten ucu ucuna yaşayan üzerine pandemi en ince ayrıntısına kadar yoksullaşan tiyatrolar borç harç yapılandırma yapmaya çalışmış, yetiştiremeyenler dosya teslim edememiş! Yazmışız, söylemişiz kimse oralı olmamış, raslantı bize değen ‘KDV indirimi sevincinde’ teşekkürlerinde boğulmuş seslerimiz… Dijitalde -oysa telif üzerinden oyun satmaktır- “borcu yoktur” belgesi istenmiş. Veremeyenleri duymamışız. Pandemi bizi zorunlu kapatan bir karardır. Öyleyse; “oynanacak oyun sayımız üzerinden bilet parası ödeyin” demişiz ama minimum karşılıklı, karşılıklı dil aramadan dayatılabilecek en haklı taleptir oralı olunmamış… Şu Anda; madem tek alınabilen bütçe budur! İnsanlar bir şekilde dilekçe yapabilmiş, nefes alabilmiş diye sevinmeliyiz yalnızca… Çünkü zaten kara listeler açıkça biliniyor. Zaten oyunları ve tavırları dürüst bulmamak üzerinden davranıldığı açık. Zaten pandemi öncesinde, davranışları, paylaşımları, duruşları ve düşünceleri yüzünden millet işten atılmış… Yani “makbul olma” halinin adı var. Yani takviye alamayanlar -ancak onur madalyası sayılır- o duruşun taraflarıdır. dahası (aidat, ticaret odası SSK vb.) borçlu olanlar…

Hal böyleyken; ısmarlama bir arada olma çabalarıyla sayı çoğaltmak çağrıları yerine gerçekleri görüp, karşı taraf duruşumuzu “müşterek dil” aramaya kurban etmeden, yaptığımız işe, ürettiğimiz sanata, tutunduğumuz tiyatroya inadına sahip çıkmalıyız!

HANGİ SANAT DOSTUNDAN NE BEKLİYORUZ!

Her mecrada çığırdığımız “neye güveniyoruz, niye güveniyoruz”, “hangi sanat dostundan! ne umuyoruz” ve teslimiyetçi tavırlar bizleri taşıyamaz sözümüzdeyiz. Benzer düşünmeyenlerle sanat için aynı cümleler yapılmaz çünkü…

Acilen yapılacak şey yasa arzu etmek falan değil, kurum işleyişlerini aranje etmek değil, inadına var olmaktır!

***

SON İKİ İNSAN KALANA KADAR TİYATRO ÖLMEZ

Sanat ölmez. Tiyatro hiç ölmez. Ta oysa son iki insan kalana değin! Lakin bu gidişle tabii fakat tiyatroculara, sanatçılara olan olur. Salon, sahne, sokak tüm alanlarımızda olmalı ve sadece seyirciden, toplumdan zorlama alarak, toplumun derdine de kulak tıkamayarak… “Tiyatro / sanat olmasa ne iyi olur” diyenlerden medet ummayı bırakmalıyız! Talep ve adalet diyorsak dayatmalarımız vardır ama muhaliftir.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu