Ekonomi

Küresel ekonomide yeni bir kayıp on yıl mı?

author

HAYRİ KOZANOĞLU

hayrikozanoglu@mynet.com

2020.09.29 04:00

UNCTAD’ın raporunda gelişmekte olan ülkelerin borçlarının askıya alınması ve yeni kredi olanakları yaratacak programların tasarlanması gibi önlemler alınmadığı takdirde yeni bir “kayıp on yıl” yaşanabileceği uyarısı yapıldı.

Küresel ekonomide yeni bir kayıp on yıl mı?

Birleşik Milletler Ticaret ve Yeniden Yapılanma Konferansı’nın (UNCTAD) yıllık Ticaret ve Kalkınma Raporu geçtiğimiz hafta kamuoyuna sunuldu. Kalkınmacı, kamucu, eşitlikçi bir perspektifle hazırlanan, son yıllarda toplumsal cinsiyet eşitliği ve küresel iklim değişikliği konularına da titizlikle eğilen bu kolektif egzersiz, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin ekonomi politikası tasarımlarına da ışık tutan bir vizyona sahiptir.

KÜRESEL FİNANSAL KRİZDE VERİLEN SÖZLER TUTULMADI

UNCTAD 2020 raporuna kadar Covid-19 pandemisinin yarattığı küresel durgunluk ortamında bir küresel iyileştirme planına gereksinim var. Küresel Finansal Kriz sırasında Nisan 2009’da G-20 liderleri Londra’da krize karşı ortak bir pozisyon olmak konusunda uzlaşmışlardı. Uluslararası finansal sistemde düzenlemeler yapılarak yeni krizlerin öne kesilecek, adil bir dış ticaret ve yatırım rejimi tasarlanacak, çevresel kaygıları da göz önünde bulunduran sürdürülebilir bir artış amaçlanacaktı.

Ne var oysa bu vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Mali krizi yaratan bankerlerin ve spekülatörlerin yakasına yapışılmadı. ABD ve Avrupa kabarık ulus sektörünün ve fazla kuralcılığın ekonomik büyümeye köstek olacağı varsayımından hareketle bildik “yapı reform” ve kemer sıkma politikalarına geri döndü. Sonunda yine kendini tekrarlayan bir zayıf toplam istek, beceriksiz artma ve derinleşen eşitsizlik döngüsüne girildi.

Bütün adaletsizlikler katmerlendi. Hane halkları arasında en zenginlerin geliri daha alçak kazanç gruplarına kıyasla orantısız artarken, büyük şirketlerin kârları ufak işletmelerin aksine kabardı, büyük metropol merkezlerle taşra arasındaki farklar iyice açıldı.

İyileşmenin düşük faizlerle kendini hissettiren para politikalarından beklenmesi, borsaların ve ilk önce emlak, bütün varlık fiyatlarının yükselmesini getirirken, aidat artışları en ince ayrıntısına kadar geride kaldı, toplumsal eşitsizlikler çoğalma gösterdi. Mali teşviklerin erkence geri çekilmesi büyümenin yavaşlamasına yol açtı.

Covid-19 sürecinde de aynı hataların tekrarlanması riski var. Küresel ekonomi 2019 sonlarında zaten yavaşlama eğilimindeydi. Küresel sağlık kriziyle birlikte, haliyle insan yaşamının karların önüne konulmasıyla birlikte aynı zamanlı talep şokları, talep şokları ve mali şoklar tetiklendi.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2020’DE YÜZDE 4,6 DARALACAK

UNCTAD Raporu bu sene küresel ekonominin yüzde 4,3 daralacağını hesaplıyor. Bu küresel üretimin 2020’de beklenenden 6 trilyon dolar düşük gerçekleşmesi anlamına geliyor. Böylelikle dünya ticaretinin yüzde 20, aracısız tanıdık olmayan yatırımların yüzde 40 gerileme göstermesi, işçi dövizlerinin de 100 milyar dolar azalması söz konusu olacak.

Gelişmiş ülkelerdeki küçülme çift haneleri bulabilecek. Ama en büyük hesaplı ve toplumsal zarar gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkacak. Bunun nedenleri arasında bu ekonomilerde tescil dışılığın yaygınlığı, döviz gelirlerinin büyük ölçüde eksik sayıda emtiaya ve turizme tabi olması ve maliye politikalarında manevra alanının sınırlılığı sayılabilir.

Raporun projeksiyonlarına kadar gelişmekte olan ülke ekonomileri 2020’de yüzde 2,1 küçülme gösterirken, 2021’de yüzde 5,7 yükselme sergileyecek. Doğu Asya’da 2020’de zeka sınırlı bir çoğaltma sağlanırken (Çin’de yüzde 1,3, G.Kore’de yüzde 0,1), 2021’de seri çoğaltma fazına geçilmesinin bekleniyor (Çin’de yüzde 8,1, G.Kore’de yüzde 4,3). Bu vaka da haliyle ortalamaları yukarı çekiyor. Türkiye’nin de 2020’de yüzde 4,6 daralmanın arkasında, 2021’de yüzde 4 büyümesi bekleniyor. Bu da ekonomimizin 2021 sonunda hala 2019 düzeyini yakalayamaması anlamına geliyor.

EMEK GELİRLERİNİN EKONOMİ PAYI YÜZDE 14,3 DÜŞTÜ

Ticaret ve Yeniden Yapılanma Raporu’nun 3’üncü bölümünde küresel kazanç ve servet dağılımı adaletsizlikleri inceleniyor. Fonksiyonel gelir dağılımı, yani katma değerin ücretler, kârlar, rantlar ve vergiler bölüşümü temelinde yapılan analiz G-20 ülkeleri aralarında Arjantin ve Brezilya dışında bütün ülkelerde emeğin gelirden aldığı payın gerilediğini kanıtlıyor. Her iki Latin Amerika ülkesinde de kapsanan dönemde büyük ölçüde, emek kesimini gözeten sol yönetimlerin meslek başında bulunduğunu anımsamak, bu “ayrıksı” durumun ekonomi-politiğini çözümlememize muavin olabilir.

Hesaplama birim emek maliyetini (ortalama saatlik veya takvim gerçek vergi) bu emekle üretilen toplam gelire (ortalama emek üretkenliği) bölerek yapılıyor. Bu hesaplama yöntemini Türkiye’ye uyarlayınca, 1980-1989 aralığı dışarıya emeğin gelirdeki payının bütün ara dönemlerde gerilediği görülüyor. Son 30 yılda yüzde 14,3’lük, 18 yılı AKP iktidarında geçen son 20 yılda ise yüzde 7,3’lük düşüş göze çarpıyor.

KÜRESEL FİNANSAL MİMARİNİN REFORMU

Küresel anlamda kapsayıcı ve sürdürülebilir bir iyileşmenin fakat gelişmiş ülkelerde özel sektör yatırım yapacak güveni her tarafta kazanıncaya kadar kamunun harcamalarını sürdürmesi ve gelişmekte olan ülkelere yükselme umutlarını sekteye uğratmayacak şekilde yardım sağlanmasıyla makul olacağı açıklama ediliyor. Bu ülkelerin borçlarının askıya alınması ve yeni kredi olanakları yaratacak programların tasarlanması gibi önlemler alınmadığı takdirde yeni bir “kayıp on sene” yaşanabileceği uyarısı dile getiriliyor.

Küresel parasal mimarinin reformu derken, UNCTAD’a göre büyük şirketlerin gücünün dizginlenmesiyle işe açmak gerekiyor. Ilk Kez vergiden kaçınma ve ücret kaçırma mekanizmalarının denetleme altına alınması durum. Ödenti cennetlerinin disipline edilmesinin yanı sıra, küresel düzeyde varlık kayıtlarının düzenlenmesi ile süper zenginlere servet vergisi uygulanmasının olanaklı ülkü getirilmesi de büyük siklet taşıyor.

Küresel sıhhat için yeni bir Marshall Planı gerekiyor. Resmi Yeniden Yapılanma Yardımı kapsamında GSYH’nin yüzde 0,7’si 380 milyar doların ödenmesi yanına ek bir 220 milyar dolar kaynak daha yaratılırsa, bu bütçe en azından önümüzdeki 18 ile 20 ay için yeterli olabilir.

UNCTAD dış borçlar ile ilgili iki yeni kurumsal yapı da öneriyor. “Küresel dış borç otoritesi”, dış borçların her tarafta yapılandırılmasında borçlu ve alacaklı çıkarlarından bağımsız, nesnel bir merci olarak devreye girebilir. Mesela, Türkiye’de son günlerde gündemdeki millet-özel sektör işbirliği projelerinin verdiği fiyat ve tedarik garantilerinin ne derece yasal olduğuna karar verme yetkisi bu kurum göre kullanılabilir.

Moody’s ve Fitch gibi aralıksız gündemimizde olan kredi değerleme kuruluşlarının piyasalarda ayrıca kar sağlama arkasından bir oyuncu keza de hakem olarak zirve göstererek ikili bir rol oynadıkları besbelli. Bunun yerine faaliyetleri üzerinden kar elde etme amacı taşımayan “uluslararası kamusal kredi değerleme ajansı” ikame edilerek, daha adil notlamalar yapılabilir.

Özetle, UNCTAD’a kadar koronavirüsün yarattığı insani ve hesaplı tahribatı bir fırsata dönüştürmek olanaksız yok. Yakın geçmişte şahit olduğumuz gibi bu fırsatın tepilmesi halinde ise kurumun küreselleşme ve yeniden yapılanma stratejileri direktörü Richard Kozul-Wright’a göre, “maliye alanında kemer sıkma ve şirketlerin maliyet düşürme politikaları pandemi öncesi koşulları daha da kötüleştirebilir.”

kuresel-ekonomide-yeni-bir-kayip-on-yil-mi-786348-1.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu