Kültür-Sanat

Modern insanın doğaya dönüşü

author

TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ

2020.09.26 04:00

Vizyondaki Kovan filminin güzel ve çetin yönetmeni Eylem Kaftan ile film, doğa, iklim, popülerlik, erkekler hepsini konuştuk.

Modern insanın doğaya dönüşü

Eşsiz manzaralar eşliğinde doğanın içine seyircisini hapseden Kovan filmi, bir kadının kendisi ve doğa ile kurduğu ilişkisi üzerinden hayatını yapıcı bir mücadeleye çevirişini konu almakta. Meryem Uzerli’nin başrolde olduğu bu film şu lahza vizyonda.

Ben de yönetmeni, güzel ve çetin kadın Eylem Kaftan ile konuştum, şimdi susayım sorular ve cevaplar aksın.

Doğa denilince ilk sorulması gereken soruyla başlayacağım. İklim krizine inananlardan mısınız? İnkârcı kümeden misiniz?

Doğayla ilgili öteki konularda olduğu gibi iklimle ilgili konuda da farkındalığımızın teorik düzeyden daha canlı bir düzeye geçebilmesi için biraz toprakla uğraşan insanlarla vakit geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Modern hayatın nimetlerinin anlamsızlaştığı, doğaya dönmenin olduğu süreçte iklim değişikliği ile fazla daha aracısız olarak ilgileneceğimizi düşünüyorum.

modern-insanin-dogaya-donusu-785388-1.

PLASTİK HAYATLAR DEVRİNE GEÇTİK

Filminiz için kullanılan ‘İnsanın doğayla kurduğu ilişkiyi sorgulamaya iten film’ diye bir kalıp var. Bu tarifleri sorgularım hep. Bundan maksat nedir sizce?

Doğanın döngülerinin ritüelleriyle iç içe yaşadığımız zamanlardan, kendimize yabancılaştığımız plastik hayatlar devrine geçtik. İddialı olacak fakat mutsuzluklarımızın başlıca kaynağının doğayla kurduğumuz ilişkisizlik olduğunu düşünüyorum. Kovan fiilen bir anti kahraman olan Ayşe karakteriyle modern insanın bir eleştirisini sunuyor.

Bir diğer kalıp ‘Kovan, arıcılıkla uğraşan bir kadının yani Ayşe’nin doğa ile mücadelesini konu ediyor.’ Doğa ile uğraş derken kendisiyle mücadele ettiğini de anlıyorum. Nedir bu mücadele?

Aynen o kadar. Ayşe’nin belli başlı çaba ettiği şey kendisi. Yıllar sonra anayurdunda bir türlü köklenememe hissiyle, bir türlü ait hissedememe, arada kalmışlık, modern ve geleneksel arasındaki kafa karışıklığı, tutunamamışlık, en yakınlarıyla olan ilişkisini dönüştürememesi ve sevgiyi yaşayamayışı, annesizliğe alışmaya çalışması ile verdiği mücadeledir belli başlı çaba.

Filmde hayvanların sembolik anlamları var. İzleyiciler bunu ayrım etmiş midir?

İzleyicilerden filmin sembolik dünyasına dair olağanüstü yorumlar geliyor. Anne ayı, yavru ayı, esas kraliçe, anaerkil arıların dünyası ve Ayşe’nin annesiyle olan ilişkisi üzerine çok hoş yorumlar geldi. Bunlar zorlama sembollerden ziyade o dünyanın içinde doğallığından bir araya gelmiş unsurlar. İzleyicinin yorumlarıyla fazla daha zengin katmanlara ulaştığı için mutluyum.

Hikâyede merkezde lokal arıcılık var. İçinde hayvanın bulunduğu her endüstri gibi arıcılığı da sömürü olarak değerlendiriyorum. Bir parmak baldan ne olacak deniliyor lakin işte 8 milyar kişi bir parmak bal alınca kirli bir endüstri çıkıyor ortaya.

Endüstriyel arıcılıkla ilgili adalet veriyorum sana. Geleneksel arıcılar, arıların o fazla karmaşık ve varlıklı dünyasına fazla saygılılar. Onlarca arıcıyla konuştum ve kovanlara girip, onlara çıraklık bile yaptım. Bilhassa Artvin arıcıları ile çok süre geçirdim ki arılarla kurdukları ilişkide hiyerarşik bir ilişki kurmuyorlar. Arıları kızdıracak, onların ballarını gasp edip, onlara yiyecek bırakmayan hükmedici bir ilişki içinde değiller. Zaten Kovan da bu iki stil arıcı arasındaki çatışma üstünden endüstriyel üretim ve geleneksel üretimi sorguluyor birazcık. Kafkas arısının gen merkezine tanıdık olmayan arı sokan Ayşe endüstriyel arıcılığa daha yakın bir yerde duruyor.

modern-insanin-dogaya-donusu-785387-1.

KOVAN’I YENIDEN ÇEKSEM DIĞER OYUNCU DÜŞÜNMEM

İlk kurmaca filminizdi bu sizin. Popüler bir isimle çalışmanın riskleri var mıydı?

Evet, Meryem Uzerli ilk sinema filmi için keza çok gösterişli, keza de çok riskliydi. Bu önyargıyı ben de ilk önce yaşadım. Lakin şu lahza Kovan’ı her yerde çeksem kesinlikle diğer bir oyuncu düşünmem. Doğu Karadeniz’de Meryem gibi küçükken Avrupa ülkelerine eğitim için gönderilmiş, Ayşe gibi bir vakit sonradan anayurduna dönen o kadar fazla gurbetçi var. Meryem frapan, sarışın görünümünden, simsiyah saçlı, sıfır makyaj, Almanya’dan gelmiş, köyüne uyumlanmaya çalışan sıkıntılı bir kadını iyi taşıdı.

Doğrusu çoğunluğun tersine ben Ayşe’yi oynayan Meryem Uzerli ismini duyunca sevindim. İyi bir hikâyede, güzel görünen kabiliyetli oyuncu izleme arzumu hoşnutluk edeceğini düşündüm. Oysa Uzerli’nin görünüşü ve performansı ile beni tatmin etmedi.

Meryem’e önyargıyla gidip, çok mutlu ayrılanlar da çok oldu. Meryem gibi iddialı, popüler oyuncuları izlerken bir yabancılaşma duygusal yaşayabiliyoruz çünkü onu canlandırdığı kişilik yerine star haliyle görmeye koşullanmışız. Özellikle sanatsal iddiası olan filmlerde yönetmenlerin aynı kulvardaki filmlerdeki oyuncularla çalışarak, kolaya kaçtığını düşünüyorum biraz.

Ben fiilen Meryem Uzerli tercihini diğer bir açıdan daha çok önemsiyorum. Sizin popüler olan ile sanatsal olan aralarında bir köprü kuracağınıza inanıyorum.

Sana katılıyorum. Zaten fazla eksik insanın izlediği sanatsal filmlerde popüler oyuncuları oynatanları eleştirenler lütfen şu koşullarda bir film çekmenin arkasındaki mücadeleyi görsünler. İzleyici beğenisiyle eleştirmenler beğenisi arasındaki uçurumu problematik buluyorum. Eleştirmenlerin azıcık ezberlerini bozması, kalıplardan kurtulması lazım.

Madem bu konulara girdik, festivallerde aynı oyuncuları izlemekten bıkmış bir eleştirmen olarak kadın kadına biraz eğlenceli konuşalım. Bence ülkede aynı zamanda yakışıklı ve yetenekli olan oyuncu eksikliği var. Sence ülkenin en yakışıklı erkek oyuncuları kimler?

Benim için yakışıklılıktan ziyade ‘charme’, güzellik daha ön planda. Bu da bireysel karizma ve fiziki avantajlarla beraber daha içsel bir şey. Aradığım jön tipli oyunculardan ziyade jön de olabilecek fakat karakter oyunculuğu ön planda oyuncular. Örneğin Jack Nickolson’ın gençliğini gözünün önüne getir. Shining’teki halini. Kötü adam da olabilir, jön de. Nejat İşler kısmen on sene önce bu eksikliği biraz gideriyordu. Hem çok karizmatik, albenili, hem de şahsiyet oyuncusu veya kötü adam olabiliyordu. Bu kişilik çeşitliliğini yansıtabilecek, bununla birlikte yakışıklı oyuncu eksik. Alican Yücesoy’u çok başarılı buluyorum bu anlamda. Ülkenin en yakışıklı üç erkek oyuncusu şiddet bir soru. Çağatay Ulusoy, Aras Bulut, Birkan Sokullu ve Feyyaz Duman deyip, susayım.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu