Kadın

‘Şiddete karşısında sıfır tolerans’, peki nasıl?

'Şiddete karşı sıfır tolerans', peki nasıl?

SELİN NAKIPOĞLU

siddete-karsi-sifir-tolerans-785347-1.

12 Eylül 2020 tarihinde bir TV programına katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, kadın cinayetlerine ilişkin olarak “Her şüpheli vefat, intihar da bayan cinayeti değildir. Bir Takım siteler bir şekilde her kadın intiharını da kadın cinayeti istatistiklerine katıyorlar. Dolayısıyla bu da öbür verilere sebep olabiliyor” demiş.

Başta açıkça belirtmek isterim oysa Bakan Selçuk’un kadına karşın erkek şiddetine dair beyanda bulunmuş olması mühim bir şart zira bakanlığının görev alanına giren alanların fazlalığından olsa lüzum kadınlara ilişkin herhangi bir açıklamasına sıklıkla rastlayamıyoruz.

Örneğin koronavirüs sürecindeki karantina dönemlerine ilişkin kendisine yönelttiğimiz pek fazla soru yanıtsız kaldı, fakat 6284 sayılı yasanın neredeyse askıya alındığı aylar yaşanmıştı.

Sayın Bakan’ın programda yapmış olduğu açıklamasına döneyim:

“AK Parti hükümetleri olarak başından beri kadına karşın şiddetle çaba bizim en önemli kırmızı çizgilerimizden birisi ve Cumhurbaşkanımızın da liderliğinde biz kadına yönelik kuvvetle mücadelede ‘sıfır hoşgörü’ ilkesiyle amasız, fakatsız mücadeleye devam etmekteyiz. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir geri adım atılması laf konusu değil.”

Bakan’ın yukarıdaki açıklamasını daha önce okumuş gibiyim, arşivime baktığımda çocuğunun gözü önünde katledilen ve son sözü ‘Vefat Etmek istemiyorum’ olan Emine Bulut’un katlinden sonradan Selçuk’un 23 Ağustos 2019 tarihinde verdiği demecine rastladım. Bana çağrışım yapan Bakan’ın o tarihte yaptığı “Kırıkkale’de bir annenin, evladının gözleri önünde öldürüldüğü barbar bir cinayet ile derinden sarsıldık. Aynı acıların bitmiş yaşanmaması için şiddete aleyhinde sıfır müsamaha anlayışıyla davaya müdahil olacağız. Bizlere itimat olan yavrumuzun her an yanındayız” açıklamasıydı.

Fakat Selçuk’un katıldığı TV programından daha iki gün önce İzmir’in Buca ilçesinde, İrfan Temelli Olarak 9 yaşındaki oğlunun gözleri önünde eşi Meryem Temelli Olarak’nin boğazını keserek öldürdü. Katil erkek intihar etti. Geride iki çocuk kaldı. Yani aynı acılar yaşanmaya devam ediyor, IŞİD yöntemleriyle kadınlar keza de çocuklarının gözleri önünde tekrar katlediliyordu lakin sayın Bakan’ın Meryem’in katledilmesine dair bir sözü olmadı.Bir senede erkek şiddeti ile mücadelede bir arpa irtifa yol alınmadığından, kadınların türlü türlü vahşi yöntemlerle hayatlarını yitirdiklerinden, pandemi süreci başladığından beri sayısı çoğalan erkek şiddetinden, öldürülmeden önce karakola dışarı giden Emine Bulut için 6284 sayılı yasadaki önlem kararlarının kolluk kadar re’sen alınabilecekken tehlike görülmeyip alınmadığından, Mart 2020’de İstanbul Güvenlik Müdürlüğü’nce yapılan ‘Tek çoğalma yüzde 38,2 ile hane içi şiddettir.’ açıklamasına değinmeden, yine bilindik eski sözlerini baştan etti.

Görülen o ama, AÇSH Bakanlığı cephesinden yine yeni bir şey yoktu.

Sayın Bakan açıklamalarınıza, ‘Dünyada da bakıldığı zaman her üç kadından birisinin hayatının herhangi bir döneminde maddi ya da cinsel şiddete maruz kalıyor, biz herhangi bir insanın şiddete maruz kalmasına hiçbir vakit tolerans göstermeyiz. Fakat Türkiye bu konuda daha fena durumdaalgısı da ayrıntılarıyla yanlış” değerlendirmesi ile devam etmişsiniz.

Fakat bu demecinizin aksini ortaya koyan veriler bulunmaktadır.

OECD verilerine tarafından Türkiye’de kadınların yüzde 42’si hayatlarında en az bir kez partnerleri göre cinsel ve veya fiziksel şiddete uğruyor ve bu oran ile Türkiye OECD ülkeleri aralarında Meksika’dan sonra en yüksek orana sahip ülke konumunda.

siddete-karsi-sifir-tolerans-785346-1.
Görsel dogrulukpayi.com adresinden alınmıştır

Sayın bakan, şiddete karşısında sıfır tolerans kuşkusuz hepimizin muradı ancak koşul ‘o sıfırın’ fersah fersah uzağında.

Erkek şiddeti ile mücadelede gerçeklerin eşliğinde yol yürünmediği de ortada.

Ama altı senedir yokmuş gibi davranılan İstanbul Sözleşmesi, taraf devletolarak Türkiye’nin yükümlülüklerinden olanveri birleştirme ile gereğini yapmasını söylüyor.

Türkiye, sözleşme zarfında kalan her türlü güç olayıyla ilgili istatiksel veriyi uyumlu aralıklarla toplamakla, erkek şiddeti ile ilgili araştırmaları desteklemekle, baskı olayının yaygınlığını ve nasıl bir cereyan içinde olduğuna ilişkin düzenli aralıklarla insanlar anketleri yapmaya ve toplanan bilgilerin kamuoyunun erişimine açık olmasını sağlamakla sorumlu.

Sayın Bakan aynı programda İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı kadın cinayetleri sayısını aldıklarını,bazı web sitelerinin yayınladığı veriler doğruluğu açıklama etmediğini, bazı STK’lerin yayınladığı verilerinde intiharı bayan cinayeti olarak yansıttıklarını, bir takım siteler bir şekilde her bayan intiharını da kadın cinayeti istatistiklerine kattıklarını da ifade etmişsiniz.

Bazı STK’ler diye bahsettiğiniz erkek şiddeti ile mücadelede bakanlık olarak işbirliği yapmanız elzem olan kuruluşlar. Bakanlığınız kadar herhangi bir veri çalışması yapılmıyor, kısıtlı imkanlarla kadınlar ve o bazı STK’ler bilgi toplamaya çalışıyor. Çünkü biliyoruz ki kadına karşın erkek şiddetini önlemede data çalışması önemli bir başlangıç.

Hem bildiğimiz gibi, dünyanın anında her uygun bayan dayanışma merkezlerinin, acele yardım hatlarının ve sığınakların açılmasında bayan örgütleri kurucu rol oynadılar. Avrupa’da ve Türkiye’de kadın danışma merkezleri başlangıçta kadınlar kadar açıldı ve yürütüldü. Bugün hala erkek şiddetinin ve cinsiyet eşitsizliğininönlenmesineyönelik tedbirlerin uygulamasında temel başvurukaynağı bayan örgütlerinin on yıllarda oluşturduğu deneyimlerdir. Kadına yönelik erkek şiddeti konusunda sistematik data toplamak için devletlerin bu deneyimleri değil saymadan, başvurucuların güvenliğini ve kişisel verilerin gizliliğini gözeten bir yaklaşımla çalışması ve de türetmesini beklemekteyken sizin bunun aksine davranıyor olmanız kadınların yararına bir tavır değildir.

Keza ‘Bundan Başka her şüpheli ölüm, intihar da bayan cinayeti değildir.’ açıklamanıza şu açıdan bakmayı tercih ediyorum; erkek şiddeti birçok türüyle kadınların karşısında yükselirken, adalet duygusunu hissettirecek olan her güvenilmez vefat için soruşturma makamının çabuk bir şekilde intihar diyerek dosyayı kapatması değildir. Olaya son derece kuşkucu yaklaşıp, soruşturma sürecini etkin ve etkili şekilde yürütülmesi yani soruşturma ile ilgili bütün iddiaların araştırılması, bu araştırma ile ilgili bütün soruşturma işlemlerinin yapılması ve ilgili özneler hakkında yargılama sürecinin başlatılmasıdır yapılması gerekilen. Mutlaka ulus davası açılması şart değildir muhakkak. Lakin burada önemli olan husus soruşturma aşamasında beceriksiz çözümleme ile karar verilmemesi halidir. Ola Ki bütün soruşturma işlemleri yapılmammış ise, yani beceriksiz tahlil ile karar verilmiş ise, bu durumda soruşturmanın yetersizliğinden söz edilecektir. Ve son yıllarda basına yansıyan olaylarda soruşturma eksikliğine çoğunlukla rastlamaktayız.

Örneğin 28 Şubat 2018’de yedi metre yükseklikten düşen Aysun Yıldırım’ın yaşamını yitirmesi kayıtlara önce ‘güvenilmez ölüm’ olarak geçti. Savcılık soruşturmasında ‘intihar’ denilerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen dosya 25 Eylül 2018’de takipsizlik kararı sonrası kapatıldı. Ailenin avukatının tatmin edici delil incelemesi yapılmadı itirazıyla dosya yeniden açıldı.

29 Mayıs 2018 tarihinde Şule Çet tecavüz edildikten sonradan öldürüldü. Ama plazanın 20. katından atlayarak intihar ettiği ileri sürülmüştü, soruşturma da bu eksende gidiyordu ve bu olayda da yine ailesinin ve arkadaşlarının mücadelesi ile dava açılabildi.

İşte bugibi örnekler nedeniyle soruşturma makamları, açıklamanızın aksine her değişken ölüme kadın cinayeti şüphesiyle bakmalıdır. Hiçbir zor cezasız kalmasın, geçmiş örneklerdeki cezasızlıklar mümkün faillere yiğitlik vermesin, adalete inanç azalmasın diye.

Sayın bakan, erkek şiddeti ile mücadele etmek için bilhassa bakanlığınız ile kadınların, alanda çalışan STK’lerin, erkek şiddeti ile çaba eden yargı savunucularının işbirliği içinde olması gerekmekte olduğu su götürmez bir hakiki. Ama sizden randevu alma taleplerimiz birçok kere sonuçsuz kaldı.Gaye şiddet ile mücadelede sıfır hoşgörü ise alanda çalışan kadın örgütlerinin deneyimlerine kulak verilmesi fazla manâlı. Bu, erkek şiddetine maruz kalmış ve kalan kadınların ve çocukların yararına bir davranış olacaktır.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu